October 2016, The Turkish Edition is  published by YaiKrediYayinlair  (YKY)

Ceviren:  Lale Akalin 

  

Kuyu Turkish cover

 Cumhuriyet  29 Kasim 2016 (Selim Caglar)

Romantizm, 18. Yüzyıl sonlarında klasisizme tepki olarak doğdu ve yaratıcılığın, yaratma özgürlüğünün önünde hiçbir engelin bulunamayacağını vurgulamayı amaçlıyordu. Bu bağlamda dönemi adına pek çok yeniliğin sanat ve edebiyata yansımasını sağladı. Yeniliklerin başını ise doğanın ayrı bir kahraman gibi eserlerin içine girmesi çekiyordu ki yaratıcı özgürlüğün, insanın kendini özgürleştirmesinden geçtiğini, bunun da ancak doğaya dönerek gerçekleştirilebileceğini öne sürüyordu. Genç Werther'in Acıları'nda kahramanımızın, hayat sıkıntılarından kurtulup kendini bulmak için sık sık yeşil alanlara uzanması bu anlamda boşuna değil.

Şimdilerde ise hemen yukarıda da dile getirmeye çalıştığım gibi edebiyatta çok önceleri kendine yer bulmuş bu "doğaya kaçış" hallerinin farklı yansımalarını okuyoruz. Türkiye edebiyatında olduğu kadar dünya edebiyatında da aynı bu durum. Ancak özellikle dünya edebiyatı bağlamında düşündüğümüzde bu kaçşın nedenleri daha farklı bir boyut alıyor. "Modern dünya" da bu kaçışın merkezini meydana getiriyor. Çünkü kapitalizmin doğurduğu insanı boğma üzerine kurulu düzen ve yine bunun bir sonucu olarak etrafımızda hareket edecek alan dahi kalmayışı, insanlar için doğaya kaçışı yapılması gerekli eylemler sırasında başa taşıdı. Doğal olarak insanların düşlerini süsledikçe edebiyatta da kendine farklı şekilleriyle yer buldu. Bu tür romanlar için yeni nesil romantikler denebilir mi orası tartışılır elbette ama romantizmin içine aldığı kuralların çok daha fazlasını ihtiva eder oldukları da bir gerek bu yeni romanların.

Geçenlerde yayımlanan İngiliz Catherine Chanter'in romanı Kuyu da bir doğaya kaçış hikâyesi olmasının yanında, hikâyenin akışına kattığı daha pek çok gerilimle birlikte az önce söylediklerimin içini dolduran bir roman. Okuruna bıraktığı merak uçları ve bu merak uçlarının metnin akışında tam yeri ve zamanı geldiğinde sonuçlarını doğurarak ortaya çıkmasıyla ise polisiye unsurların da katkı verdiği bir hikâye Kuyu.

 

ŞEHİRDEN KAÇIŞ

Bu gerilimin merkezinde yer alan kahramanlarımız Ruth ve Mark. Her ne kadar biz hikâyeyi Ruth'un bakışıyla takip ediyorsak da onları yaşadıkları şehirden uzaklaşmalarının temel nedeni Mark'ın başına gelen ve toplumdan dışlanmasına sebep olan iftira diyebileceğimiz bir olay. Çocuk pornografisi saklamakla suçlanmıştır Mark ve mahkemede suçsuzluğunu ispatlasa da çevresindeki yargılayıcı bakışlardan kurtulamamıştır. Eşiyle birlikte bu kötücül bakışlardan kurtulmak için de şehirden uzaklaşmaya karar verirler. Kaçacakları yer bir başka şehir değil, muhteşem doğasıyla dikkat çeken ve çevresinde çok az yerleşim bulunan, çiftin Kuyu adını verdikleri bir çiftliktir ve taşındıkları ilk zamanlar ikisi için de harika geçmiştir. Yıllardır bunaldıkları şehirden kaçışları onlara muhteşem gelmiş; hem kendileriyle, hem edindikleri hayvanlarla hem de bahçeleriyle ilgilenerek yeni bir hayatın kapısını aralanmıştır.

Ancak şehirde bunaldıkları "gözler" burada da peşlerini bırakmaz. Bu kez farklı bir şekilde ama...

Ülke müthiş bir kuraklığın pençesindeyken Ruth ve Mark'ın Kuyu'su, toprakların yağmur alan tek bölgesi olur. Nedeni, romanın merak uçlarından biri... Kuraklık nedeniyle yıllanmış çiftçilerin ürünleri beş para etmezken onlarınkiler -bir anlamda yeni çiftçilerin- âdeta bereket saçar etrafa. Bu da haliyle kıskançlık dolu bakışların üstlerinde toplanmasına neden olur. Bu kıskançlık daha sonra nefrete de dönüşecektir ve romanın tüm gerilim ağları bu nefret üzerinden dolaşmaya başlayacaktır kahramanlarımız üzerinde.

Kuyu; Ruth ve Mark'ın ilişkisi de dahil, barındırdığı pek çok çatışmayı farklı temalar üzerinden okumasıyla ilgi çekici bir roman haline evriliyor her çevrilen sayfada. Böylelikle bir doğaya kaçış hikâyesi okuyacağımızı düşünürken biz, bunun yanına suç-suçlu, inanç-inançsızlık, düşme-yendien doğma çatışmaları ekseninde genişlemiş bir romanın sayfaları arasında buluyoruz kendimizi. Kuyu'nun sırrı ise müthiş bir gizem romanı haline de getiriyor aynı zamanda elimizdeki kitabı.

Catherine Chanter, Kuyu ile önemli ödüllere değer görülmüş. Romanı okuduktan sonra bunun nedenini siz de anlayacaksınız...

 

Kitap Radikal  8/26/16  A Omer Turkes

Bir cinayet de barındıran tekinsiz olayları, olayların geçtiği mekanları, kutsallığına inanılan kuyusu, gelecek bir zamanda ortalığı kasıp kavuran kuraklık motifi ve merak duygusunu sürekli tetikte tutan kurgusuyla ‘Kuyu’ gerçekten de yukarıda adı anılan türlerin her birinden bir parça bulabileceğimiz bir roman. Söz konusu türlere teğet geçerek kendi yolunda yürümüş Chanter.
‘Kuyu’da gözden kaçırılan kötülük olmuş. Kuraklığın yarattığı felaket önemli ama o sadece bir matafor. Chanter, insanların içindeki kötülüğü deşmek için -mesela deprem ya da veba gibi- başka bir felaketi de seçebilirdi. Çünkü asıl meselesi başka; cenneti cehenneme çevirenin kuraklık değil birbirine düşman kesilen insanlar, insandaki kötülük olduğunu göstermeye çalışıyor. ‘Kuyu’nun derinliklerinde kendisine benzemeyene, farklı olana, yabancıya duyulan hınç yatıyor ki hikayenin ruhunu yansıtan tam da budur. Öyle ki Ruth gibi bir kadını bir tarikatın kollarına atan ruh hali kendisini nefretle kuşatan ve tecrit eden toplumun tehditinden kaynaklanıyor. Yalnızlık, çaresizlik, birilerine sarılma ihtiyacını ruhani bir törenden daha iyi ne giderebilir?

http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/cok-iyi-kurgulanmis-ve-gerilimi-yuksek-434569

 

Artful Living  4 Eylul 2016

Karanlık bir gelecek kurgusunu suç, aşk, inanç, yıkım ve yeniden doğuş temalarıyla harmanlayan Chanter, okura her adımda yoğunlaşan bir duygusal deneyim yaşatıyor.

Artful Living.com

 

Haberler.com

Chanter, henüz yayımlanmadan ödül kazanan Kuyu'da karanlık bir gelecek kurgusunu suç, aşk, inanç, yıkım ve yeniden doğuş temalarıyla müthiş bir beceriyle harmanlıyor.Kuyu'nun sırrı aydınlanırken, Chanter, okura her adımda yoğunlaşan bir duygusal deneyim yaşatıyor.


Kuraklıkla kavrulan, isyan tehdidi altında bir ülke; meşum bir tarikat; çözülememiş bir cinayet ve giderek artan baskı. Catherine Chanter distopik bir kâbusun bütün bileşenlerini bir araya getirip müthiş sürükleyici bir anlatıya imza atmış.